10 Ekim 2017 Salı

CFR Oturumu: 2018 Yılında Küba’dan Neler Beklenmeli?


ABD’nin ünlü düşünce kuruluşlarından Council on Foreign Relations (CFR), 2 Ekim 2017 tarihinde “2018 Yılında Küba’dan Neler Beklenmeli?” (Cuba 2018: What to Expect) konulu bir oturum düzenlemiştir.[1] CNN’den Elise Labott’un sunduğu oturuma Blue Star Strategies yöneticisi ve eski bir Beyaz Saray danışmanı olan Dan Erikson, Washington DC’de Amerikan Üniversitesi öğretim üyesi ve Latin Amerika çalışmaları uzmanı William LeoGrande ve Human Rights Watch Amerika direktörü Jose Miguel Vivanco katılmışlardır. Bu yazıda, bu oturumda dile getirilen önemli tespitler Türkçe’ye çevrilecek ve özetlenecektir.

Oturumun kaydı

Oturumun ilk bölümünün ana gündem maddesini, Barack Obama’nın Başkanlığı döneminde yaşanan ABD-Küba yakınlaşmasının ardından[2], geçtiğimiz günlerde, ABD’nin, Havana’da görev yapan diplomatlarının büyük bölümünü “sonik saldırılar”[3] nedeniyle geri çekmesi[4] ve ilişkilerin yeniden bozulması konusu oluşturmaktadır. Nitekim moderatör Labott’un da belirttiği üzere, yeni ABD Başkanı Donald Trump’ın Küba konusundaki duruşu Obama’ya kıyasla çok daha serttir[5] ve bu dönemde ilişkilerin daha da bozulmasından endişe edilmektedir.

Oturumda ilk söz verilen konuşmacı olan Küba uzmanı Amerikalı akademisyen William LeoGrande, bu üzücü gelişmelere karşın, Kübalıların ekonomik gelişme umuduyla ABD ile ilişkilerini düzeltme konusunda çok istekli olduklarını belirterek söze başlamaktadır. Obama döneminde iki ülke arasında 23 ikili anlaşmanın imzalandığını hatırlatan LeoGrande, bu sürecin her iki ülkeye de ekonomik menfaatler sağladığını iddia etmekte, ancak Küba rejimi içerisinde yer alan radikal bazı unsurların bu süreçten rahatsız olmuş olabileceğini ve bu nedenle bu süreci baltalamaya ve durdurmaya çalışmış olabileceklerini söylemektedir. Küba devletinin “sonik saldırılar” konusunda Amerikan hükümetiyle işbirliği yaptığının ve Amerikalı diplomatlara ne olduğunu onların da bilmediğinin moderatör tarafından belirtilmesi üzerine, LeoGrande, bu iddianın doğru olabileceğini, zira Amerikalı diplomatların Küba’da sürekli göz hapsinde tutulduğunu açıklamaktadır. Buna karşın, William LeoGrande, birilerinin özel bir mekanizma veya teknoloji vasıtasıyla Amerikalı diplomatlara böyle saldırılar yapması durumunda bunun Kübalılar tarafından fark edilmemesinin de zor olduğunu düşünmektedir.

Oturumda ikinci söz alan kişi olan Dan Erikson, son dönemde yaşanan gelişmeleri 1991’de Soğuk Savaş’ın sona ermesi ve 2006 yılında Küba kurucu lideri Fidel Castro’nun görevi bırakmasından bu yana yaşanan en önemli gelişme olarak değerlendirmekte ve bu doğrultuda 3 neden sıralamaktadır. Bunun ilk nedeni, daha önce yaptığı açıklamalar uyarınca, 2018 yılında Küba Devlet Başkanı ve Fidel Castro’nun kardeşi Raul Castro’nun görevi bırakacak olmasıdır. Bu, 59 yıl sonra ilk kez Küba’da kontrolün Castro’ların tekelinden çıkması anlamına gelecektir. Erikson’a göre, bu durum Küba tarihi açısından önemli bir kırılmadır ve bu süreçte çok hassas bir geçiş dönemi yaşanacaktır. İkinci önemli neden, 2014 yılı sonunda Barack Obama-Raul Castro ikilisi tarafından yönetilen normalleşme sürecinin sona erme ihtimalinin hızla artmasıdır. Zira Obama çoktan görevinden ayrılmış durumdadır, Castro da gelecek sene içerisinde görevini bırakacaktır. Bu durumda, normalleşme sürecinin devamı oldukça zor gözükmektedir. Üçüncü önemli neden ise, Küba’nın en yakın müttefiklerinden olan Venezuela’da yaşanan siyasi ve ekonomik krizin Küba’yı da yakından etkilemesidir. Erikson’un iddiasına göre, yıllardır Küba ile Venezuela’nın siyasi ve ekonomik performansı birbirleriyle yakından ilişkilidir. Bu nedenle, Venezuela’nın yaşadığı krizin Küba’ya etkileri, ABD-Küba ilişkilerini de doğrudan etkileyecektir.

Oturumda üçüncü söz verilen konuşmacı Jose Miguel Vivanco olmuştur. Human Rights Watch Amerika direktörü olan Vivanco, Kübalıların Amerikalı ve Kanadalı diplomatlara ülkelerinde yapılan saldırılarla ilgili bilgi sahibi olmamalarının imkânsız olduğunu söylemiş ve bu durumun ABD-Küba normalleşmesini riske attığını belirtmiştir. Küba’da 2018 yılı içerisinde ve ilerleyen yıllarda insan hakları açısından bir ilerleme kaydedilmesini beklemediklerini belirten Vivanco, bu yönde bir gelişmenin ancak Amerikan hükümetinin baskısıyla olabileceğini, ama şimdi ilişkiler bozulduğu için bunun gerçekleşmesinin de zor olduğunu söylemektedir. Buna karşın, Küba’da 2017 yılı içerisinde yapılan keyfi tutuklamaların 2016 yılına kıyasla yarı yarıya azaldığını belirten konuşmacı, bunun iyi bir işaret olabileceğini ummaktadır.

İkinci turda ilk söz alan konuşmacı olan Dan Erikson, Obama döneminde diplomatik ilişkilerin yeniden tesis edilmesinin önemli bir ilerleme olduğunu belirterek söze başlamaktadır. İki ülke arasında turizm faaliyetleri ve ticari ilişkilerin de yakınlaşma süreci sonrasında hızla geliştiğini belirten Erikson, Küba’da hâlihazırda 500.000 dolayında devlet sektörleri dışında çalışan ve kendi geçimlerini kendileri sağlayan bir iş gücü grubunun olduğunu ve bu grubun devletten özerk ve bağımsız bir toplumsal gruba dönüşebilmesi yolunda ABD ile yakınlaşma süreci ve kazanılan ticaret serbestisinin büyük avantajlar sağlayabileceğini düşünmektedir. Bu toplumsal grubun ekonomik özerkliklerinin sağlanması durumunda siyasal olarak da daha bağımsız bir pozisyon alabileceklerini belirten Erikson, bu sayede Küba’da çoğulcu bir demokrasinin gelişebileceğine dikkat çekmektedir. Bu süreçte Amerika merkezli dini grupların, ailelerinin ve yakınlarının bir bölümü halen Küba’da olan Kübalı Amerikalıların ve Küba kültür ve sanat yaşamına ilgi duyan grupların Küba’ya çıkarma yapabileceklerini ve bunun harika birşey olabileceğini düşünen Dan Erikson, Trump’ın sert sözlerine karşın henüz Küba politikasında ciddi bir değişikliğe gitmediğine ve planlarının ne olduğunun bilinmediğine dikkat çekmektedir. Ticaret konusunda Amerikan kurallarını içeren yeni bir düzenlemenin yakında açıklanabileceğine işaret eden Erikson, bu durumun yakınlaşma sürecini durdurabileceğini belirtmektedir. Erikson, ayrıca Obama döneminde bu yakınlaşma sürecinin geri dönülemez şekilde ayarlanmaya çalışıldığının hatırlatılması üzerine, Küba politikası konusunda daima zikzakların olduğunu ama ABD’den işadamları, sivil toplum kuruluşları ve dini gruplar gibi çok farklı yapıların Küba ile daha entegre olmaları nedeniyle hakikaten de yakınlaşma sürecinin durdurulamayabileceğinin altını çizmektedir.

Daha sonra söz alan akademisyen William LeoGrande, Küba’da ekonomik reformların ABD ile yakınlaşma öncesinde 2011 yılında başladığına vurgu yapmakta ve Çin ve Vietnam’da yapılan ekonomik reformların ilk aşamasına benzer şekilde, bu ülkede de 2011 yılından itibaren kademeli olarak yabancı sermaye ve yerli girişimcilere özgürlükler sağlanmaya başlandığına dikkat çekmektedir. Bu sürecin çok yavaş gelişmesinin içeride bürokrasiden gelen baskı nedeniyle olduğunu iddia eden LeoGrande, ABD ile yaşanan normalleşme süreci sonrasında siyasal açıdan da özgürlüklerin arttığını belirtmekte ve sosyalist sistemi yıkmadan ve içeriden yapılacak yeniden düzenlemelerle sistemi daha iyi hale getirme yönünde sivil toplum kuruluşlarından gelen taleplerin arttığını iddia etmektedir. Küba halkı arasında ABD ile iyi ilişkiler kurmak isteyenlerin çok olduğunu belirten konuşmacı, ancak Küba siyasal eliti içerisinde bazı kişilerin bunun sistemi yıkabilecek bir hamle olacağını düşündüklerini ve ABD’nin adeta bir “Truva atı” gibi Küba’ya girerek sistemi bozacağından endişe ettiklerini söylemektedir. Örneğin, Raul Castro’nun yerine geçmesi beklenen Başkan Yardımcısı Miguel Díaz-Canel’in[6] bu konuda oldukça muhafazakâr görüşleri olduğunu belirten LeoGrande, 50 yıllık düşmanca bir ilişkinin sonucu olarak bu sürecin kolay olmayabileceğine işaret etmektedir.

Miguel Díaz-Canel

İkinci turun son konuşmacısı olan Jose Miguel Vivanco ise, Obama döneminde yaşanan ABD-Küba yakınlaşmasından bağımsız olarak, Fidel Castro’dan sonra görev başına geçen Raul Castro döneminde siyasal muhaliflere yönelik uzun hapis cezalarının ciddi oranda azaltıldığını (12-15-20 yıllık hapis cezaları 3-4-5 yıl gibi sürelere indirilmiştir) ve dahası, hapsedilen siyasal suçluların sayısında da ciddi anlamda düşüş olduğunu belirtmektedir. Bunun Raul Castro’nun yönetim tarzından kaynaklandığını iddia eden Vivanco, ABD ile yakınlaşmanın da Raul Castro sayesinde yaşandığının altını çizmektedir. Raul Castro döneminde Küba’nın Washington’la yakınlaşması ve dünyaya açılması sayesinde uluslararası kamuoyunun tepkilerini daha fazla dikkate almaya başlamasının da bu süreçte etkili olduğunu belirten Vivanco, bu sürecin (ABD ile yakınlaşma) Küba halkı açısından olumlu sonuçlar ürettiğini vurgulamaktadır.

Üçüncü turda ilk sözü alan konuşmacı William LeoGrande olmuştur. Küba ekonomisinin 3 temel ayağının olduğunu belirten LeoGrande, bunları; Kübalı Amerikalıların ve diğer ülkelerdeki Kübalıların ülkelerine gönderdikleri paralar (yıllık 3 milyar dolar civarında), turizm ekonomisi (yıllık 3 milyar dolar civarında) ve Venezuela’dan gelen ve Venezuela devleti tarafından sübvanse edilen petrol gelirleri olduğunu söylemektedir. Ancak petrol fiyatlarının düşük seyretmesi ve Venezuela’daki kötü ekonomik gidişat nedeniyle bu devletten gelen petrolün 2008’den beri yüzde 37, bu yıl içerisinde de yüzde 13 oranında azaldığını belirten LeoGrande, ülkedeki en verimli ve gelişen sektörün turizm olduğuna vurgu yapmaktadır. Bunlar dışında, tarım ekonomisi ve cuentapropista adı verilen kendi mesleklerine sahip olan kişilerin de ekonomiye katkı yaptıklarını hatırlatan LeoGrande, buna karşın Venezuela’daki durum nedeniyle enerji tüketimi konusunda devletin vatandaşlara ciddi kısıtlamalar getirdiğini belirtmektedir. Bunların yanı sıra, İrma kasırgasının da Küba ekonomisini olumsuz etkilediğini ve ülkeye büyük zarar verdiğini söyleyen konuşmacı, geçen yıl 600.000 dolayında olan Amerikalı turistlerin sayısında azalma olması durumunda bunun da Küba ekonomisini ciddi anlamda olumsuz etkileyeceğini iddia etmektedir.

Daha sonra söz alan Dan Erikson, bir dönem Küba’da yaşamış biri olarak bu ülkede iş yapmanın zor olduğunu vurgulamakta ve ABD ile yaşanan yakınlaşma süreci sonrasında Küba’da devamlı olarak iş yapmaya başlayan Amerikan şirketlerinin sayısının arttığını söyleyerek, bunu kaybetmenin Küba için olumsuz sonuçlar doğuracağına dikkat çekmektedir. Küba’yı insanların her zaman bir defa gitmek istedikleri, ama ikinci defayı asla düşünmedikleri bir ülke olarak tanımlayan Erikson, Amerikan şirketlerinin burada iş yapmaktan vazgeçmesinin Küba ekonomisi açısından büyük bir kayıp olacağını sözlerine eklemektedir.

Bu turda yine son konuşmacı olan Jose Miguel Vivanco ise, Küba’daki rejimin Washington’la yaşanan yakınlaşma süreci sonrasında ve uluslararası baskılar neticesinde değişebileceğine inanmadığını söylemekte ve bu ülkede gerçekleştirilen seçimlerde Komünist Parti adayı olmayanlara yönelik baskı ve tacizler yapıldığını iddia etmektedir. Dünyada Küba halkının Washington’ın uyguladığı haksız izolasyonların mağduru olan bir halk olarak bilindiği ve bu nedenle Küba’nın demokratikleşmesi konusunda demokratik ülkelerden yeterince baskı gelmediğini belirten Vivanco, bu anlamda Obama döneminde ekonomik yaptırımların kaldırılmasının doğru bir hamle olduğunu savunmaktadır.

Konuşma, soru-cevap bölümüyle sona ermektedir. Konuşmanın gelen bir değerlendirmesini yapmak gerekirse, konuşmacıların Donald Trump döneminde ABD-Küba ilişkilerinin seyri konusunda çeşitli endişelerinin olduğu, ancak Obama döneminde yaşanan yakınlaşma ve giderek artan ticaret hacmi nedeniyle ilişkilerin önceki yıllardaki gibi kopma aşamasına gelmeyebileceği konusunda umutlarının olduğu görülmektedir. Küba’da yaşanan değişim süreci ise, hakikaten de kalıcı etkileri olabileceği önemli bir dönüm noktasıdır ve bundan sonra Miguel Díaz-Canel ismini yakından takip etmek gerekir.


Yrd. Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ


[1] Oturum kaydı ve konuşma dökümü için; https://www.cfr.org/event/cuba-2018-what-expect.
[2] Bu konuda bir haber analiz için; http://politikaakademisi.org/2016/03/22/abd-baskani-barack-obamanin-tarihi-kuba-ziyareti/.
[3] Küba’da görev yapan ABD çalışanları ve yakınları, 2016 Kasım ayından itibaren aniden rahatsızlanmaya başlamışlar ve bu kişilerde geçici işitme kaybı görülmüştür. Amerikan hükümeti, bunun Kübalı bazı grupların gerçekleştirdiği sonik saldırılardan kaynaklandığından şüphe etmektedir. Bakınız; http://www.ntv.com.tr/dunya/kuba-ve-abd-arasinda-yeni-kriz-sonik-saldiri-suphesi,qyv8gSgYGkWuCxJfawKhWw.
[4] Bakınız; http://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-41449419.
[5] ABD Başkanı Donald Trump, önceki Başkan Barack Obama döneminde Küba’ya yönelik yapılan tüm politikaları yanlış ve tek taraflı bulmakta ve bunları iptal etmek istemektedir. Bakınız; https://www.youtube.com/watch?v=qiifT_aNiOM.
[6] Hakkında bilgiler için; https://en.wikipedia.org/wiki/Miguel_D%C3%ADaz-Canel.

Hiç yorum yok: